15 Ağustos 2012 Çarşamba

stajda ne öğrendim

   52 katlı bir binanın temeli kaç metre kazılır, temeldeki kazıkların donatıları kaç metrede ne kadar sıklaştırılır, izolasyon nerede nasıl ne için yapılır, depremde binalar ayrı ayrı hareket etsin diye kaç metrede dilatasyon yapılır, nerede kaçlık demir kullanılır, perdede metrekareye kaç çiroz konulur, yürüdüğümüz yolların altında kaç santim beton var, betonda çesan mı var dramix mi var, asfalt yaklaşık kaç santim, zeminde giderlere doğru yüzde kaç eğim var, kaldırım bordürleri kaç santim, küp taşların altında ne kadar kum var (evet kaldırım taşlarının altında kumsal var) ve kaldırım betonuna üstlerindeki o tırtıklı görünüm nasıl veriliyor biliyorum ama...
  olduğun ev sıcak mı, yürüdüğün yollar yağmurlu mu, komşuların sesi sana geliyor mu, bozuk kaldırım taşlarına ayağın takılıyor mu, odanın duvarları çatladı mı, penceren nereye bakıyor bilmiyorum.
   bunca bilgi kafama giriyor ama aklım seni hiç almıyor.

yarım

   fotoğraf albümü yapmak için bilgisayardaki binlerce fotoğrafı bir kez daha karıştırıp bastırmaya değer fotoğrafları ayırmaya çalışıyorum. bu işin en zor yanı anılarla boğuşuyor olmak. çünkü bir şekilde kafamdan silmeyi başardığım her şeyin fotoğraflarını bilgisayardan silmemiş olmam bir miktar üzüntüye sebep oluyor.
   uzun bir staj arasından sonra yeniden klavye kullanarak yazmak biraz tuhaf geldi çünkü yaklaşık 1 aydır bilgisayar kullanmıyordum. staj demişken, ne lanet ne kapitalist ne sömürücü bir sektör bu inşaat sektörü diye uzun bir yazı yazabilirim ama eve iş getirmiyorum.
   fotoğraf albümlerine bakarken git gide güzelleşen arkadaşlarımın yanında git gide nasıl da çirkinleştiğimi görüp hiç de üzülmeyişim önemli olanın iç güzellik olduğunu anladığım anlamına mı geliyor yoksa yeni bir psikolojik savunma yöntemi geliştiren beynim estetik anlayışını mı yitirdi bilmiyorum.
   yazıyla başlık uyumlu olsun diye her şeyden biraz söz edip yarım bırakıyorum.
   aslında çok sıkıldım anlatacak çok şey var ben şimdi gidiyorum albüm yapayım sonra gelir anlatırım.

8 Temmuz 2012 Pazar

Kayra'nın Yolu

"Ve şimdi, beni bulunduğum noktaya getiren bencilliğim yine bir insanı mutsuz ediyordu. Beni yaratana duyduğum acı nefret de bencilliğimdendi. "Ben böyleyim!" demek kadar korkunç bir söz yoktu. Ama ben hep öyle söylemiştim, karşımda yaptıklarımın, düşündüklerimin doğru olmadığını söyleyen ve beni seven insanlara. Ben böyleyim. Değişemeyeceğime inanmak o kadar kolaydı ki! Yokuş aşağı inmek kadar zevklisi yoktur. Hele tırmananlarla, her yükseldikleri birkaç santimde kilolarca ter dökenlerle alay etmek ne kadar rahatlatırdı ruhumu! Zayıf olduğum için kötüydüm. Tırmanamadığım için normal olmadığımı kabul ettirmeye çalışıyordum. Çünkü tesadüfen keşfetmiştim düşünmeyi. Ve konuşmayı. Dolayısıyla bu yolla birçok insanı aklımın hasta olduğuna inandırmıştım, benden başarılar beklememeleri için. Ama dünyanın en sıradan insanı kadar normaldim aslında. Yalan söylüyordum herkese. Hepsi bu. "
-Kayra

4 Temmuz 2012 Çarşamba

kuru kuru gitmiyor.

  başlık tamamen alakasız. sadece bu gün bizi çok güldürdü. belki sonra anlatırım.
  uyku? gözümüzü kapatıyoruz ve beynimizin içinde çok çılgın şeyler olmasına izin veriyoruz. sabahında da yeni bir güne başlamaya yetecek enerjiyle uyanıyoruz. peki, uykusuzluk? gözlerimizi kapatıyoruz ve zaten beynimizin içinde yeteri kadar çılgın şey olduğu için daha fazlasına izin vermiyoruz ve uyuyamıyoruz. hayır hayır öyle değil.
  uyku? gözlerimizi kapatıyoruz ve dünyanın çılgınlığından kurtulup beynimize saklanıyoruz. sabah da bilirsin işte... uykusuzluk? beynimizin içinde hiç huzur yoksa ve gördüğümüz rüyalar yaklaşık 2 saatlik ve molasız hollywood filmlerini aratmıyorsa, daha fazla uyumayı reddediyoruz.
  anlayacağınız BU KONUDA HİÇ BİR FİKRİM YOK! bazen kendimi uyandırmıyorum. tüm gün başımın ağrıyacağını bile bile rüyada kalmak için zorluyorum kendimi. freud bok yesin onu dinlemeyip rüyalarımı yazsaydım ne yaptığını anlamadığınız ünlü bir senarist olacaktım. antidepresanlar da freud'a katılabilirler. 
  uykusuzluğun en sıkıcı yanı beynin süper çalışsa da vücudundan tam verim alamamak. gözlerin yanar kitap okuyamazsın, kolların ağırlaşır herhangi bir iş yapamazsın, bacakların yürümek için olduklarını unutur. bence tüm bunların bir sebebi var. beynimiz bize uyuma düşün demek istiyor. bedenine de öyle sinyaller gönderiyor "hey hey sen hadi hepiniz yorgun davranın sadece ben çalışacağım." -geçen yazımda da beyne yüklenmiştim dimi- böylece tüm enerjiyi kendine saklıyor piç.
  bu saçmalığı buraya kadar takip ettiyseniz sizin de uyku sorununuz olabilir. ama asıl sorun "günde şu kadar saat uyunmalı aman efendim uyku çok önemli" diye konuşan bilim insanlarının bizi uyutmaya çalışıyor olması da olabilir. bence siz de uyumasanız kendimi bu kadar yalnız hissetmeyeceğim. ama lütfen karşıma gece geç vakitlere kadar oturup sonra öğlene kadar uyumalarla gelmeyin.
  başlık ön sevişmeyle ilgiliydi.