12 Mart 2013 Salı

korkak


   bir kafada kaç insan yaşayabilir diye düşünmedi onlar ben düşündüm. belki anlarım ve belki tek istediği anlaşılmaktır diye düşündüm. anlaşılmaz olup ne kadar anlaşılmaya ihtiyacı olduğunu bağırdığını düşündüm. ruhlarımızı zehirleriz de sonra zehrimizi akıtırız ve her şey eskisinden daha berrak olur gibi geldi işte. bir şekilde biliyoruz neler olduğunu uzaklarda ve yakınlarda aynı anda. aynı anda ve uzaklarda.
   okumadan imzaladığımız hayat sözleşmemiz gereği ben tüm bunları düşünürken sen başka bir çift gözün içine bakıyordun. başka ihtimalleri başka birisi için değerlendirip gereksiz ayrıntılara gerekli anlamlar yüklüyordun. başka ruhlar birbirini zehirliyordu.
   sadece içeriden sesler geldiğine emindim. ama bir kafada kaç insan yaşayabilir? içerisi boş. parkeler gıcırdıyor, camlar tozlu, bir yataktan başka bir şey yok. bir yataktan fazlasına ihtiyaç yok. gerçek bir şeye ihtiyacın olduğunu hissettiğinde artık bana güvenemezsin.

ve eğer konuşacaksam 
sadece konuşmak istiyorum 
lütfen konuşmamı bölme 
sadece yaslan ve dinle 

ve geceyle düzgünce yüzleşemiyorum 
bana kaçmayı öneremezsin 
evler haraket eder ve evler konuşur 
eğer beni oraya götürürsen rahatlıyacaksın  

bu çok fazla 
çok parlak 
çok güçlü 

bu çok fazla 
çok parlak 
çok güçlü 

bu çok fazla 
çok parlak 
çok güçlü 

bu çok fazla*


*http://www.youtube.com/watch?v=QxYemY8CQaw

10 Mart 2013 Pazar

gündüzleri karartan şeyler olabiliyor.

   konuya hakim olmadığı için çok sinirliydi biliyorum.
   bildiğim şeylerin bu kadar fazla olması beni çok rahatsız ediyor, sadece konuşmak bile öylesine güzelken, yazamamanın verdiği acıyı tahmin edemezsin. o da edemez.
   iyi niyetli olmak hiç bir şeyi değiştirmiyor asla değiştirmedi.
   kurtulmak için koşmak yerine bekliyorum, hareketsiz beklersem insanlar bir şekilde uzaklaşmış olacak. bu da kurtuluşun farklı bir yolu.
   üstelik o da kendini öldürse geride bir mektup bırakacak olanlardan. kendini öldürecek kadar kendinden değil dünyadan nefret ediyor. dünyadan kurtulmak istiyor diğer insanlardan, polenlerden, çamaşır makinesinde asılmayı bekleyen çamaşırlardan ve ödenecek faturalardan kurtulmak istiyor; kendisinden değil. öyle kızmış ki dünyaya, tutup kendisini öldürse okuyup yaptıklarına pişman olsun diye insanlar, polenler, çamaşır makinesinde asılmayı bekleyen çamaşırlar ve ödenecek faturalar bir mektup yazıyor. polenlerin beni hapşırtmaya hakkı yoktu diye düşünüyor, çamaşırların bana benim onlara muhtaç olmam çok saçma diyor, ihtiyacı olmadığı bir düzenin vergili faturalarını ödemek istemiyor, insanlarsa her zaman sadece bencil oluyor.

   söyleyemediklerinin altında ben eziliyorum.

   işte yine aynı şeyler oluyor, gerçek bir kurtuluşa asla yetişemiyorum. başka bir şarkı daha başlıyor bitiyor. hikayesini asla bilmiyoruz kendimiz yazıyoruz. hem dökülen gözyaşlarının gelecekte işimize yarayacağını mı sanıyorduk ne, bol bol ağladık. işe yaramadı. lütfen artık kafamın içinden çıkarın bunu.
   yapılacak bir iki görüşme daha var sonra herkes gidecek. aynı yollardan birbirinden habersiz yürüyecekler. farklı kararları aynı kaçışa kavuşmak için alacaklar. birbirlerine ihtiyaç duyacaklar ama asla söyleyemeyecekler. daha önce yaptıkları hataları asla geri döndüremeyecekleri için yollarından asla sapmayacaklar. birlikte de olmayacaklar ama asla ayrılamayacaklar da.
   ve güneşli bir pazar gününde geçirilen sinir krizleri sadece insanlıktan uzaklaşmayı sağlıyor. geceleri daha az uyumayı ve kitaplara daha çok inanmayı ve yalnız olduğunu hatırlamayı. elinde kalanla idare etmeyi bilmiyoruz, öğrenmeyeceğiz de.

6 Ocak 2013 Pazar

çekmece karanlığı

   düşününce, insan en çok ne yapacağını bilmediği zamanlar her şeyi bırakıp gitmek istiyor. zincirleme bir şey bu, bulunduğum yere de sebebini hatırlamadığım bir bilmezlikden geldim. bundan sonra gideceğim yere de neden geldiğimi hatırlamayacağım. yalnız gitmeye korksam da gitmem gerekiyor. başka bir yere, dilini ve iklimini bilmediğim bir yere gitmem gerekiyor. tüm başlangıçlar böyledir zaten, bir şey bitmiştir ve sen nerede olduğunu bilmezsin. ( https://www.youtube.com/watch?v=KNJYBOj7Cfc )
   şimdi ellerim gözlerimi yakıyor, hava gözlerimi yakıyor, yazılar okunmaz hale geliyor. korkuyorum tek damla göz yaşı tüm mürekkebi dağıtmaya yetiyor ve her şey okunmaz hale geliyor. görünmez oluyor. dokunamadığın şey dokunulmaz oluyor. duyduklarım zaten aklımdan geçenler, çok fazla konuşmaya gerek yok. tüm insanlık adına üzülecek kadar ince düşünmeye gerek yok, insan olmaya hatta iyi olmaya gerek yok, kendimizi kandırmaya gerek yok.
   hem günleri birbirine bağlamayalım. onlar yollarına devam etsin biz burada kalalım. ışıksız sabahlarda çay demlemek gibi, bir şey için değil biri için. en fazla uyanmak için olabilir. uyandım; günaydın ve iyi uykular.
   iyi olmak insanların seni tanımasını engellemenin en iyi yoluymuş gerçekten. hak etmeyen insanların haksızlık yapmak için kullanacakları bir  duvar. duvar atlayamayacağın kadar yüksek ve sen tırmanamayacak kadar yorgunsun. otur! duvarın dibinde bir yabancı ölünü bulana kadar otur.
   her an değişen sorular ve milyonlarca kelimenin aklımdan geçmesinden uzaklaşmak çok zor. üstelik kindar da bir insan değilim, durum buyken neyi toparlayabilirim? şimdi aynı yerde yine aynı boşluğa bakıyorum ama bu sefer o da bana bakıyor. ve sizin gibi sahtekar rol yapan insanlar yüzünden kaybediyoruz biz hep. sizin yaşadıklarınız normalken biz ruh hastası oluyoruz. hanginiz gerçekten umursuyorsunuz ki?

   and we're too young to see