flickr.com/photos/belmasebil/

26 Haziran 2013 Çarşamba

bu gün aynı güneşin altında soluklandığımız polise

   önce gezi parkında olan herkese orospu çocuğu dedi,
   sonra amirini nasıl geneleve götürdüğünü anlattı gülerek.
   orospuluğumuza lafı yok uçkurunun keyfindeki kiralık katilin
   kendi evladının, kendine haykırışına kulak tıkıyor şimdi.
   siktiği delikden çıkanı kaldıramıyor.
   orospu ve çocuğu belli, meçhul olanın kendisi olduğunu görüyor,
   hazmedemiyor.

   yakaladığı kaçakçının ona yalvarışlarını anlatıyor,
   odada bir ben bir o bir de allah vardı diyor
   odada bir ben bir ben bir de ben vardım diyor
   odada allah bendim diyor
   parayı alıp almadığını açıklamıyor.
   hay allah

   buralı bir ibne var bilir misin o da oradaydı diyor
   orası hep gay doluymuş
   belli ki batan bir şey var.
   sikemediği deliğe de göz dikmiş canavar.

   tam beş kişiydik diye başlıyor
   koca dünyadaki ufak beyninde dönen işkenceler...
   sonrasında söylediklerini anlamak için insan olmama şartı aranıyor.
   karşısındaki adamın suratı doğmayacak orospu çocuklarıyla dolu.

   tüm orospu çocuklarını öldürse de kendi sikini kesemez
   yaşasın orospuların döl yataklarından yeşeren direnişimiz!

19 Haziran 2013 Çarşamba

gecenin körü

   dinle,

   an dediğin şey öyle kırılgan ki seni görmüyor, şansın tutmuyor ve bitiyor.
   elleri, gözleri hatta elinin göğsüyle kalçalarının arasında dokunabildiği
   hiç de müşterek olmayan en masum teni bile isyan ediyor.
   acı eşiğin bellidir ama bu karanlığa ne kadar dayanacağını bilmiyorsun.
   başlangıcını hatırlamadığın hayatın sonuna inanıyorsun otel odalarının halı kaplı zeminlerinde.
   yan odadan gelen çıtırtıları duyarken uyuyabiliyor musun?
   aynı yerde olduğun sürece duvarları engel mi sayıyorsun?
   arkada bıraktıklarının hiç değeri yokken görünmeyen geleceğe tapan insanlar yaşıyorlarsa ben ölüyüm!
   ölüyüm ve canım pahasına ölmeye devam ediyorum.
   nefes aldığım sürece ölüyüm.
   yoksul, mutlu ve apaçık bir zihinle yaşamdan kalkan son trenin vagonlarında etime tütün sarıyorum.
   kaburgalarımı ezsen lav çıkar.


   gecenin körü nedir bildim, orada an yok.
   hafıza kaybının salt iğreçliği ve insan olmanın utancı yüzüne hızlıca, durmadan çarparken;
   pencereden dışarı fırlattığın haykırışların, kör bir adamın karanlığı kadar karanlık gecede duman gibi dağılıyor.
   başını ve sonunu hatırlamadığın siktiğimin hayatında ciğeri beş para etmez hatunların peşinde sıvazladığın egon,
   bileklerini kessen dahi öldüremeyeceğin egon,
   saf olandan nefret eden egon.


   öyle çok gözyaşı döküldü ki, o gün yağmur yağmaya utandı.
   güneş doğmasa, kuruyana kadar kanım ağlayacaktım.
   ve ancak uykularım bilir ki terimde boğulurcasına acı veren rüyalarımda bıçak kadar keskin kelimelerin...
   namussuz bir çağ bu biliyorum.