flickr.com/photos/belmasebil/

2 Kasım 2012 Cuma

vegas baby!!

   mutsuzluktan her şeyi yapacağım dönemlere değil de son derece mutlu olduğum zamanlarda olur bunlar hep. çünkü zamanı geldiğinde mutsuzluktan öleyim ben. bu aralar insanlarla normal arkadaşlarımla konuştuğum gibi konuşabiliyorum. aman bozulmasın. bir önceki yazıyı da okuduysan sayın okuyucu bana gezmek olsun da gerisinin hiç önemli olmadığını anlamışsındır.
   şimdi ben tam ders çalışmaya karar verdim, gidip not fotokopisi çektirmeye falan çalışıyorum yine de olmuyo! şu bölümde bir kere de planlı ders çalışayım da insan gibi ders geçeyim. gerçi özel güçlerim sayesinde hiç ders bırakmıyorum (bu özel güçlerin kaynağı nedir nereden gelmiştir neden ben falan hiç bilmiyoruz.)
   şimdi sizlere ders çalışmak için not fotokopisi çektirmeye diye yola çıkıp yurt dışına gitme hikayemi anlatayım. benim bu türkiye çapında ünlü arkadaşım ebrunun defterinden fotokopi çektirirken o da kenarda beni bekliyordu. sonra dedi  ki; sena, arkadaşlar kısır yapacakmış oraya gidiyorum ben, gel istersen. ders mi kısır mı ders mi kısır mı?? kısır is the winner!!! neyse biz gittik kısır yapılıyor falan ben de öyle kendi kafamda takılıyorum. evde geyik varmış dışarı atmışlar falan bunları düşünüyorum. sonra kısırın soğanları kavrulurken batuma gidelim dendi. bak ben hiç bir şey demedim, öyle hemen atlamadım da. çünkü hep ben derim bunları sonra olmaz üzülürüm falan ne gerek var? kısır yapıldı, tabaklar hazırlandı falan, ben bir sena klasiği olarak cappuccino yaptım (hazır aldık) sonra baktım insanlar ciddi ciddi gitmekten sözediyor. telefon konuşmaları yapılıyor, işte gideriz şu saatte döneriz okula gideriz falan deniliyor. en son kimlikleri falan kontrol ediyor çanta hazırlıyorduk...
   arabaya bindik. hala gider miyiz bilmiyoruz, kimse ne yaptığımızdan tam olarak emin değil. bi 15 dakika falan gittik, bir arkadaş demez mi benim kimliğim yok. yine bir takım telefon konuşmaları işte ehliyetle girilir mi acaba diye sormalar falan derken öğrendik ki kimliksiz olmuyor bu işler. dedik madem bırakalım arkadaşı ototstopla falan döner geri. ama enerjimiz düştü bizim sonuçta geride adam bırakılmaz. sığar mı lan racona? ehehe yok lan öyle cümleler kurulmadı. dedik madem gel sen sınırda bizi beklersin. işte biz oyunlar oynayarak ne bileyim müzik dinleyerek dayandık sarp sınır kapısına. dedik, alın len bizi. almıyor puştlar! yok be şaka. bu kimlik unutan arkadaş bizi kapıya kadar yolcu etti, dedik sen bekle bizi 3-4 saate geliriz. biz geçtik kapıdan koşarak... duty free. insanlar jack danielslar, absolutelar falan alıyor, ben? peki sena? gittim paşalar gibi yeni rakı aldım. sonra dedik biz bunları bekleyen arkadaşa verelim de elimizde bunlarla gezmeyelim. gittik baya sınırdan poşetleri uzattık arkadaşa o da aldı döndü gitti. bildiğin kaçakçılık yaptık ya la. sonra polis geldi durdurdu dedi siz ne yapıyorsunuz interpol arıyor sizi alkol kaçakçılığından doğru geldiğiniz yere geri dönün. yok öyle bir şey de olmadı. dediler olmaz biz de aldık poşetleri bindik taksiye dedik, çek sheraton'a!
   yazının bundan sonrası artı on sekiz. yok lan bu da şaka. girdik sheraton'ın casinosuna. girerken sena hanım falan diyorlar, böyle ben de ceketin yakalarını falan kaldırdım ki gören 16 yaşımdan beri buralardayım sanar. yani gidip bakarsak sheraton casinosunda kaydım var. tabi biz girdik içeride sanıyoruz kol çekmeli aletlerden falan var. nerdeee her şey dijitale dönmüş. buradan bakabiliriz;  http://www.casinopeace.com/Casino/Default.aspx
   tabi biz hiç bir şey oynayamadan 2 tur attık kızlara baktık sonra bizim fazlasıyla turist olduğumuzu anlayan bir amcadan yardım istedik o da bizi sheraton müdürü cem abiye yönlendirdi. bakın cem abi diyorum öyle samimiyiz yani. cem abi dedi siz çok yanlış zamanda geldiniz gençler bu mevsimde buralar ölü. aman kimseye bulaşmayın kavga etmeyin kendi halinizde takılın dedi. bize bir disco tarif etti oraya gittik. discoyu hiç anlatmıyorum çünkü 2. çalan şarkı kolbastıydı.
   batum sokaklarında gezip azcık dilimiz gelişsin diye insanlarla ingilizce konuşmayı planlayıp hiç insan göremeyince dedik bari gidelim. hiç insan görmedik ama tüm yol boyunca bizi takip eden bir köpecik vardı. ayrıca bir de tırtıl bulduk. sonra yine sheratona gittik bizi oradan takisyle geri sınıra gönderdiler. sınırdan geçerken de bir sürü surat yaptı görevliler bize. sonra yine döndük vatan toprağınaaa. kapıdan bizi uğurlayan arkadaş geri karşıladı bizi. bindik arabaya, bundan sonrasında şoför arkadaş uyumasın diye muhabbet etmekle geçti. gerçi yağmur ormanlarında neden iri cüsseli hayvanların yaşamadığı üzerine düşünüp baya güldük.
   sonra eve girdik, uyuduk, uyandık, okula gittik. yurt dışından daha bu gün döndüğüm için biraz yorgunum sayın okuyucu.

1 yorum: