flickr.com/photos/belmasebil/

31 Ağustos 2012 Cuma

kısa

   çok çılgın şeyler geliyor aklıma ama kullanma süreleri çok kısa. yaklaşık 1 gün içinde unutuyorum hepsini. neyse ki bilge, "sen balık değilsin ki sena" demiş ve beni rahatlatmıştır. yoksa balık mıyım acaba diye yeni bir çılgın fikir üretecek sonra 1 gün içinde unutacaktım. oha belkide üretmişimdir ve unutmuşumdur nereden bileceğiz ki?
   neyse taaa ki ne zamanlar size de bildirdiğim gibi hikaye yazmaya başladım ama yeteri kadar sikimsonik oldukları için kendime saklıyorum onları. zaten bir tanesini bitirmedim çünkü öylesine sikimsonik bir hikayenin sonunda ne olabilir ki be diyerek yazara bok attım, sonra kendimin yazdığı aklıma geldi. bunlar kendi içinde çok üzücü olaylar elbet. bu yüzden geçelim bunları.
   geçen nisan ayında hafta sonları "yeni başlayan biri için çok iyi" gibi umurumda olmayan övgüler aldığım, "gideyim de güzel sanatlara hazırlanan hırslı sanatçı adaylarını azcık daha gereyim" diye gidip geldiğim resim atölyesine önümüzdeki aylarda giderek dünyadaki gerilime gerilim katacağım. evet şu aralar en büyük hayalim  "şu mavi saçlı olan hangi bölümü istiyormuş?" sorularını soranlara onların istediği bölümü söyleyerek yanıt veren insanlarla dolu atölyeye gidip bu sefer de; "şu kısa saçlı olan hangi bölümü istiyormuş?" diye sordurmak. ilk ve şimdilik son katıldığım desen çalışmasında kağıdımı önümden alıp "bu hayatında çizdiği ilk desen ve bu kız inşaat mühendisliği okuyor!" diyerek ibret saçan sevgili veysel hocamla beraber ufaktan resimler çizip sohbet edeceğim diğerleri gerilirken. ne kadar kötüyüm değil mi? kötü mötü değilim be! orda herkes çok gergin beni de geriyorlar. sürekli gelip ne çizdiğime bakıyorlar çaktırmadan :( ne çok germişler beni görüyor musunuz oysa ki üç günlük dünya. çizdiğim ilk portre cemal süreya portresi ama onun fotoğrafını çekmemişim. bir de poğaça suratlı bir che çizdim sonra da en iyisi 1 mayıs için pankart boyamak diye düşünüp gidip içi boş harflerin içini boyadım usulca. bakın burada da annemi çizdim;



   bu çizdiğim 3. portre. aslında bunları fotoğraflara bakarak çiziyor olmam onları bir miktar da naturmört yapar mı? her neyse resimde neye ne denir çok bilmem.
   bir de şey var ben küçükken babam beni kanun kursuna göndermişti. asdfasd yani hani müzik aleti olan. yani şöyle bir alet; "Türk sanat müziğinde kullanılan profesyonel kanun 26 perdeli olup her perdeye üçer tane tel takıldığı hesaplanırsa toplam 78 tellidir." 78 tel lan. 78 telli müzik aleti çalan bir insandım bir zamanlar. üniversiteye geçince bıraktım. oysa şimdilerde o zamanlara göre daha çok tsm dinliyor ve kanun seviyorum ama zavallı mis kokulu kanunum kutusunda tozlanmakla meşgul. işte bu da müzik kariyerimin sonu. ŞİMDİLİK.
   üniversiteye geçince boş oturmayayım diye fotoğraf çekmeye başladım. neyse ki yıllardır elime dijital makine almışlığım yok. yaşasın analog fotoğrafların güzelim renkleri, yaşasın deklanşöre basınca çıkan dünya güzeli perde sesi! herkes fotoğrafçı olduğu için bu konuda çok da övünmüyorum. ben sadece ilerde torunlarımın imrenerek bakacağı kendinden yapışkanlı büyük güzel albümler oluşturarak sikimsonik hayatıma daha da sikimsoniklik katmak istiyorum.
   bir yandan da iflah olmaz bir şekilde dağlara çıkmak, hatta uzaklarda bir yerde kimsesiz bir dağda kimsesiz bir insan olarak yaşamak istiyorum. siz kültürünüzden ne derece hoşlanıyorsunuz bilmiyorum ama ben bir karadenizli olarak yaylalara çıkıp kemençe dinlemek istiyorum. yani iskoçyada doğsaydım da gayda dinlerdim dağa çıkıp. ne yapayım içimdeki etniği öldüreyim mi lan? güzel sade bir ev yapsam oralara da sonra perdelerinden nevresimlerine kadar her bir şeylerini ben diksem istiyorum. bu arada can sıkıntısından dikiş dikerim ben. bir de kalbimdeki van gogh sevgisinden geliyor olacak ki evin yatak odasını bedroom in arles tablosundaki gibi döşesem diyorum.
   tut ki dağa çıktım diyelim kendimce fotoğraf çeksem, resim yapsam, müzik yapsam bileeee yeteri kadar iyi yazı yazamıyor olmam beni hep üzecek. işte insan böyle de nankör lan. yani umarım 4 kilometre ötedeki komşum dağlarda yaşamaya karar vermiş bi şair olur.
    hepsi bir yana ben boşuna mühendislik okumuyorum. ha bana kalsa uzay mühendisliği veya fizik okurdum ama yine de fizikli matematikli bölüm okuyorum lan boru mu? çocukken de astronot olmak isterdim. kitaplıktaki yıldız haritalarının, kasetlerin, kitapların haddi hesabı yok. lisedeyken de hiç ders çalışmayıp fizik hocama anlamadığım halde duyduğum tüm fizik teorilerini anlattırırdım. zaten hep bilim insanı olamadım diye boynum bükük yürürüm şu hayat yolunda.
   bide hep çiçek ve balık türlerinin isimlerini ezberlemek isteyip ezberleyememişimdir. bu da bence hiç hoş değil lan. balık yemeye gidince o mevsimde hangi balık var hangisi nasıl pişerse daha lezzetli olur bilmek lazım. bence tabi bunlar hep. buna rağmen mesela şaraba karşı hiç böyle bir şey hissetmem. kötü de olsa içerim iyisi hangisidir bilge ihtiyacı hissetmem. ama gel gör ki kötü rakıya tahammül edemem. rakı su oranını ayarlanmamış olursa masayı dağıtasım gelir gözüm döner lan. yok be şaka o kadar da değil.
   şimdi benim tüm bunları yapmak için öncelikle internet bağlantımı kesmem gerek. sonra oturup bunları niye yazdım diye düşünmem gerek.
   dağa çıkmak yerine ankarada kalmak durumunda olduğum için kötü hissediyorum kendimi. bu yüzden yazdım. çünkü bir sürü şey isteyip hiç birini tam yapamayan bir insanım ben. üstelik ilham aldığım her şey beni bırakıp gidiyor. hatayın en güzel yılları da bitti bitecek. internet bağlantısını kesmeye gelince.. yok yaa daha neler?
   bu da en sevdiğim fotoğraflarımdan biri. kimseden övgü dolu şeyler duymadım bu fotoğraflar için. bu da bu fotoğrafın düşündüğümden iyi olduğunu gösteriyor benim için.

4 yorum:

  1. çok iyi bir kare gerçekten. fotoğrafı anlamlı kılanözellikle adamın kitap okurkenki yaşadığı duyguları sanki kaşlarında yansıtması ve senin bu anı o kadar doğal yakalaman.

    bir de sanırım vapur gibi bir yer burası.

    YanıtlaSil
  2. bu fotoğrafı kendi kayıtlarıma geçirmek istiyorum mümkünse?

    YanıtlaSil