flickr.com/photos/belmasebil/

8 Temmuz 2012 Pazar

Kayra'nın Yolu

"Ve şimdi, beni bulunduğum noktaya getiren bencilliğim yine bir insanı mutsuz ediyordu. Beni yaratana duyduğum acı nefret de bencilliğimdendi. "Ben böyleyim!" demek kadar korkunç bir söz yoktu. Ama ben hep öyle söylemiştim, karşımda yaptıklarımın, düşündüklerimin doğru olmadığını söyleyen ve beni seven insanlara. Ben böyleyim. Değişemeyeceğime inanmak o kadar kolaydı ki! Yokuş aşağı inmek kadar zevklisi yoktur. Hele tırmananlarla, her yükseldikleri birkaç santimde kilolarca ter dökenlerle alay etmek ne kadar rahatlatırdı ruhumu! Zayıf olduğum için kötüydüm. Tırmanamadığım için normal olmadığımı kabul ettirmeye çalışıyordum. Çünkü tesadüfen keşfetmiştim düşünmeyi. Ve konuşmayı. Dolayısıyla bu yolla birçok insanı aklımın hasta olduğuna inandırmıştım, benden başarılar beklememeleri için. Ama dünyanın en sıradan insanı kadar normaldim aslında. Yalan söylüyordum herkese. Hepsi bu. "
-Kayra

6 Temmuz 2012 Cuma

hatırlat da haziran sonlarında çocukluğumu yakalım


sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.


ah muhsin ünlü

4 Temmuz 2012 Çarşamba

kuru kuru gitmiyor.

  başlık tamamen alakasız. sadece bu gün bizi çok güldürdü. belki sonra anlatırım.
  uyku? gözümüzü kapatıyoruz ve beynimizin içinde çok çılgın şeyler olmasına izin veriyoruz. sabahında da yeni bir güne başlamaya yetecek enerjiyle uyanıyoruz. peki, uykusuzluk? gözlerimizi kapatıyoruz ve zaten beynimizin içinde yeteri kadar çılgın şey olduğu için daha fazlasına izin vermiyoruz ve uyuyamıyoruz. hayır hayır öyle değil.
  uyku? gözlerimizi kapatıyoruz ve dünyanın çılgınlığından kurtulup beynimize saklanıyoruz. sabah da bilirsin işte... uykusuzluk? beynimizin içinde hiç huzur yoksa ve gördüğümüz rüyalar yaklaşık 2 saatlik ve molasız hollywood filmlerini aratmıyorsa, daha fazla uyumayı reddediyoruz.
  anlayacağınız BU KONUDA HİÇ BİR FİKRİM YOK! bazen kendimi uyandırmıyorum. tüm gün başımın ağrıyacağını bile bile rüyada kalmak için zorluyorum kendimi. freud bok yesin onu dinlemeyip rüyalarımı yazsaydım ne yaptığını anlamadığınız ünlü bir senarist olacaktım. antidepresanlar da freud'a katılabilirler. 
  uykusuzluğun en sıkıcı yanı beynin süper çalışsa da vücudundan tam verim alamamak. gözlerin yanar kitap okuyamazsın, kolların ağırlaşır herhangi bir iş yapamazsın, bacakların yürümek için olduklarını unutur. bence tüm bunların bir sebebi var. beynimiz bize uyuma düşün demek istiyor. bedenine de öyle sinyaller gönderiyor "hey hey sen hadi hepiniz yorgun davranın sadece ben çalışacağım." -geçen yazımda da beyne yüklenmiştim dimi- böylece tüm enerjiyi kendine saklıyor piç.
  bu saçmalığı buraya kadar takip ettiyseniz sizin de uyku sorununuz olabilir. ama asıl sorun "günde şu kadar saat uyunmalı aman efendim uyku çok önemli" diye konuşan bilim insanlarının bizi uyutmaya çalışıyor olması da olabilir. bence siz de uyumasanız kendimi bu kadar yalnız hissetmeyeceğim. ama lütfen karşıma gece geç vakitlere kadar oturup sonra öğlene kadar uyumalarla gelmeyin.
  başlık ön sevişmeyle ilgiliydi.